• MAR
    25

    Yer: Anadolu Üniversitesi

    “Dünya Down Sendromu Günü“nde anlamlı etkinlik

    21 Mart Dünya Down Sendromu Günü nedeniyle Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü ve Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Zihin Engelliler Öğretmenliği Ana Bilim Dalı bir araya geldi. Farklı illerden 400’e yakın down sendromlu çocuk ve yetişkin aileleriyle birlikte, öğretmenler ve öğrencilerin katıldığı "Bebeklikten Yetişkinliğe Down Sendromu" konulu seminer, Anadolu Üniversitesi Kongre Merkezi Salon Anadoluda gerçekleştirildi. Etkinliğin amacı ise, down sendromlu bireylerimizi ve ailelerini daha iyi tanımak ve anlamak olarak açıklandı.

    “Her yıl yaklaşık 3 bin down sendromlu bebek dünyaya gelmekte”

    Seminerin açılış konuşmasını yapan Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Özcan, "Dünya Sağlık Örgütüne göre, ülke nüfusumuzun yaklaşık ,29’unu, yani ülkenin onda birinden fazlasını, yaklaşık 8.5 milyonunu özel gereksinim ihtiyacı olan bireyler oluşturmaktadır. Ülkemizde bir ailenin ortalama anne, baba ve iki çocuktan oluştuğunu düşünürsek kaba bir hesap ile ülkemizde yaklaşık 34 milyon kişiyi doğrudan etkileyen bir durum söz konusudur.” dedi.

    Bugün etkinlik konusu olan down sendromu ile ilişkili verilere baktığımız zaman, her yıl yaklaşık 3 Bin down sendromlu bebek dünyaya geliyor diyen ve toplumların sağlıklı ve başarılı nesiller ile kendini ikame etmesinin; bireylerin sağlıklı, bağımsız ve üretken insanlar olarak toplum içinde ve toplumla birlikte hareket etmesine bağlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Özcan, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Bunun için de özel gereksinimli bireyler ve aileler hakkında farkındalık ve olumlu tutum geliştirme çalışmaları toplumsal kaynaştırma içinde önemli yer tutmaktadır. İşte bugün de bu farkındalık ve olumlu tutum geliştirme çabalarından biri için burada bulunmaktayız. Engelliler Araştırma Enstitüsü ve Özel Eğitim Bölümü Zihin Engelliler Öğretmenliği Ana Bilim Dalının ortaklaşa düzenlediği bu etkinlik ile amaç; down sendromlu bireylerimizi ve ailelerini daha iyi tanımak ve anlamaktır. Bu bağlamda Anadolu Üniversitesi özel eğitime ve özel gereksinimli birey ve ailelerine verdiği disiplinlerarası hizmetler ile yıllardır Türkiye’de saygın bir yer edinmiş ve edinmeye devam etmektedir.”

    Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Gültekin ise, “21 Mart günü, down sendromlu insanlarda 21. kromozomun üç tane olduğunu gösteren bir anlayışla ortaya çıktı. Bugünün, down sendromlu bireylerle toplumsal bilinç yaratmak açısından önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda down sendromlu bireylere yönelik bakış açısını değiştirmek ve yaşamın her alanına entegre etmek için gerek kurumlara gerek bireylere büyük görevler düşmektedir. Her şeyden önce down sendromlu bireylere karşı geliştirilen ön yargı ve ayrımcılığı ortadan kaldırma ve onların sosyal yaşamda diğer insanlarla beraber izole edilmeden yaşamlarını sürdürme yükümlülüğümüz var. 'Dünya Down Sendromu Günü', bu farkındalığı yaratmak bakımından büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu.

    Etkinlik, Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Özcan ve Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Gültekin’in açılış konuşmalarının ardından Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Cavkaytar’ın moderatörlüğünü yaptığı "Gençler Konuşuyor" paneli ile devam etti. Panelin sonrasında sırasıyla; Engelliler Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim H. Diken’in "Eğleniyorum, Öyleyse Öğreniyorum" adlı sunumu, Engelliler Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayten Düzkantar’ın “Down Sendromunda Cinsel Gelişim ve Eğitimi” adlı sunumu, Engelliler Araştıma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Yanardağ’ın "Down Sendromunda Motor Gelişim ve Desteklenmesi" adlı sunumu ve son olarak  Engelliler Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. E. Sema Batu moderatörlüğünde yapılan "Anne-Babalar Konuşuyor" paneli gerçekleştirildi.

    "Gençler Konuşuyor" 

    Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Cavkaytar moderatörlüğünde yapılan panele down sendromlu gençler olarak Özlem Açıkgöz, Seçil Yıldırım ve Volkan Özdemir katıldı. Aldıkları eğitimlerin ardından sosyal hayata girmiş ve kendi ekonomik özgürlüğünü kazanmış olan Açıkgöz, Yıldırım ve Özdemir, hayat deneyimlerini, yaptıkları işleri ve aile ilişkilerini katılımcılarla paylaştı.

    Dünya Sağlık Örgütünün özel gereksinimli bireylerle ilgili hedeflerinden söz eden Prof. Dr. Atilla Cavkaytar, "Sağlık hizmetlerinin herkes tarafından kullanılabilir ve erişilebilir olması, eğitim hizmetlerinin tüm çocuklar için erişilebilir ve kullanılabilir olması ve herkes için eğitim felsefesinin arttırılmasının gündeme gelmesi, bunun yanı sıra özellikle toplumsal destek, yardım ve toplumsallaşmanın artması, bu bağlamda özellikle farkındalık çalışmalarının arttırılması en önemli hedeflerdir.” dedi. 

    “Çocuğun öğrenmesi için eğlenmesi lazım”

    "Eğleniyorum Öyleyse Öğreniyorum" adlı sunuşunda  Engelliler Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim H. Diken anne/baba-çocuk etkileşimlerini, katılımcılara örnek videolar izleterek anlattı. Küçük çocukların öğrenebilmesi için eğlenmelerinin ön koşul olduğunu vurgulayan Diken, anne-babanın çocuğun tercihlerine duyarsız olmaması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Diken, “0-6 yaş erken çocukluk dönemi üzerine çalışıyorum. Sorunsuz yetişkinlik döneminin temeli erken çocukluk dönenime dayanıyor. Sağlık sorunlarında olduğu gibi, ne kadar erken tanılarsak, ne kadar erken uygun eğitim sürecine alırsak çocuklarımızı ve süreçle beraber ne kadar uygun düzeyde ve uygun programlarla çocuklarımıza eğitim verirsek şu an Seçil, Özlem ve Volkan gibi kendi ayakları üzerinde duran çocuklarımızın olması ve böylece toplumsal bütünleşmeyi sağlamamız çok daha kolay olacaktır.” dedi.

    “Motor yetersizlikler gözden kaçırılıyor”

    Down sendromlu çocukların motor gelişimi ve bu gelişimin desteklenmesi hakkında konuşan Engelliler Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Yanardağ ise, konuyla ilgili açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Her ne kadar down sendromu daha çok öğrenme güçlüğü, zihinsel yetersizlik süreci ve buna ilişkin özel eğitim uygulamalarını kapsasa da motor yetersizlikler biraz gözden kaçırılmakta ve bu süreç yeterince desteklenmemekte, bağımsız yürüme geç gerçekleşmekte ve kendine özgü bir şekilde gerçekleşmektedir. Sürecin ergenlikte de yetişkinlikte de motor ve fiziksel aktivite programlarıyla desteklenmesi gerekir ki kişiler, günlük yaşamda performans gerektiren işleri daha az yorularak ve daha yüksek verimlilikle gerçekleştirebilsinler.” 

    “Cinsel eğitimi konuşamıyoruz”

    Engelliler Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayten Düzkantar ise, çocuklarda var olan beş gelişim alanından dördüne dair yapılandırılmış eğitim planlaması olduğunu ama cinsel gelişim ve eğitim konusunda konuşulmadığını belirtti. Bu konu hakkında yapılacak olan çalışmaların son derece önemli olduğunu vurgulayan Düzkantar, “Şöyle bir şey var ki, cinsel gelişim alanı eğer uzun süre görmezden gelinirse bir süre sonra problem davranış olarak ortaya çıkmaya başlıyor. Özellikle 'teenage' dediğimiz 11 ile 19 yaş arasındaki kişilerde sorun davranış olarak çıkmaya başlıyor. Bu sefer de önlenemeyen problem davranışlarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle cinsel eğitim denince erken çocukluk döneminde ele alınıp öğretilmesi gereken beceriler, kurallar dizisinde giderse ergen yaşta problem davranış ortaya çıkmayacak. İşte biz de bunu diyoruz, ergen dönemde cinsel eğitim verelim çocuklarımıza, daha çok cinsiyet eğitimi. Bunları erken dönemden itibaren öğrendiklerinde cinsel içerikli problem davranışlar oluşturmuyorlar.” şeklinde konuştu.  

    Son olarak, 0-4 yaş arası down sendromlu bebek sahibi olan ailelerin katıldığı panelde toplumun, down sendromlu bir çocuğa bakışı, down sendromlu çocuğu olan ailelerin geleceğe bakışı, böyle bir çocuğa sahip olduklarında hayatlarında neler değiştiği konuşuldu. Panelin moderatörlüğünü ise Engelliler Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. E. Sema Batu yaptı.